floidereal
Değerli Üye
“İnsan topluluk hâlinde yaşamak zorundadır; çünkü tek başına hayatını sürdüremez.” – İbn Haldûn, Mukaddime
“Şimdiye kadarki bütün toplumların tarihi, sınıf mücadelelerinin tarihidir.” – Karl Marx, Komünist Manifesto
I. GİRİŞ: Tarihin Arkasındaki Güç
İbn Haldûn (1332–1406), toplumun döngüsel yapısını gözlemleyen ilk tarih filozofudur.
Karl Marx (1818–1883) ise tarihin itici gücünü ekonomik sınıf çatışmasında bulmuştur.
Biri tarihsel süreci sosyolojik bir doğa yasası olarak,
diğeri ekonomik bir tarih yasası olarak görür.
Ama her ikisi de tarihin tesadüf değil, yapısal bir zorunluluk olduğunu söyler.
II. TOPLUMUN DİNAMİĞİ: ASABİYET & SINIF MÜCADELESİ
İbn Haldûn: Asabiyet – Toplumsal Bağ ve Dayanışma
İbn Haldûn, toplumu bir organizma gibi düşünür.
Onu bir arada tutan güç, asabiyettir — yani ortak aidiyet duygusu.
“Devletin temeli asabiyettir; o zayıfladığında devlet de yıkılır.”
Asabiyet, önce kabile dayanışmasıdır; sonra medeniyet kurar.
Ama refah arttıkça dayanışma çözülür — toplum içten çürür.
Bu, tarihsel döngünün yasasıdır:
Kuvvet → refah → gevşeme → çöküş.
Karl Marx: Sınıf Mücadelesi – Üretim İlişkilerinin Çatışması
Marx için toplumu bir arada tutan şey üretim,
parçalayansa üretim ilişkilerinin çelişkisidir.
“Tarihi yapanlar, üretim araçlarını elinde tutanlardır.”
Toplum, sınıf çatışmaları üzerinden dönüşür:
feodal → kapitalist → sosyalist aşamalar.
Her dönemde bir egemen sınıf (burjuvazi) ve ezilen sınıf (proletarya) vardır.
İbn Haldûn’da değişim ahlaki–sosyolojik,
Marx’ta değişim ekonomik–materyalisttir.
III. TARİH YASASI: DÖNGÜSEL & DİYALEKTİK
İbn Haldûn’un döngüsü, medeniyetin doğup ölmesiyle sınırlıdır.
Marx’ın diyalektiği, tarihin ilerlemesine inanır.
Ama her ikisinde de tarih, insan eylemlerinin yasalarına tabidir.
IV. İNSAN ANLAYIŞI: FIRTINANIN İÇİNDE ÖZNE
İbn Haldûn: Toplumun Aynası
İnsan, doğası gereği sosyal bir varlıktır.
Birey kendi başına değil, toplumla anlam bulur.
Toplumun çöküşü, insanın ahlaki çözülmesiyle başlar.
“İnsanın tabiatı, bulunduğu çevreye göre şekillenir.”
Marx: Değişimin Özne-si
Marx için insan, tarih yapan bilinçli varlıktır.
Ama bilincini koşullar belirler:
“İnsanlar tarihlerini kendileri yaparlar; ama istedikleri gibi değil.”
İbn Haldûn insanı tarihin ürünü olarak görür;
Marx insanı tarihin motoru hâline getirir.
🏛 V. DEVLET VE GÜÇ İLİŞKİSİ
Nizâmülmülk’ten mirasla:
İbn Haldûn devleti, toplumun asabiyet enerjisinin ürünüdür.
Devlet, toplumsal dayanışmanın siyasal biçimidir.
“Devlet, toplumun ihtiyaçlarının sonucu olarak doğar.”
Ama devlet zamanla lüks ve yozlaşmayla kendi sonunu hazırlar.
Marx: Devlet, Sınıfın Baskı Aracı
“Devlet, egemen sınıfın baskı aygıtıdır.”
Devlet, toplumun birliği değil; mülkiyetin koruyucusudur.
Toplumsal dönüşüm, devletin değil, devrimin eseridir.
İbn Haldûn’da devlet organik bir varlık;
Marx’ta araçsal bir mekanizmadır.
VI. TARİHİN SONU: GERİ DÖNÜŞ VE GERÇEKLEŞME
diğeri “insanlığın diyalektik yürüyüşü.”
Ama her ikisi de aynı uyarıyı yapar:
“Toplumu ayakta tutan bağlar çözülürse, düzen de dağılır.”
VII. ORTAK ZEMİN: TARİHİN YASASI VE İNSANIN SORUMLULUĞU
İbn Haldûn, tarihin ilahi bir hikmete göre işlediğini söyler;
Marx, tarihin kendi yasalarını insan emeğinde bulur.
Ama ikisi de aynı sezgiye sahiptir:
“Tarih, bilinçsizce yaşanır ama bilince dönüşebilir.”
Bu yüzden İbn Haldûn’un “asabiyet bilinci”,
Marx’ın “sınıf bilinci”nin ahlaki öncüsüdür.
VIII. SONUÇ: TARİHİN İKİ GÖZÜ
“Tarih, insanın eylemiyle var olur;
insan, tarihle şekillenir.”
Doğu’da asabiyet, Batı’da sınıf bilinci;
ikisi de insanın birlik arayışının farklı dilleridir.
“Şimdiye kadarki bütün toplumların tarihi, sınıf mücadelelerinin tarihidir.” – Karl Marx, Komünist Manifesto
İbn Haldûn (1332–1406), toplumun döngüsel yapısını gözlemleyen ilk tarih filozofudur.
Karl Marx (1818–1883) ise tarihin itici gücünü ekonomik sınıf çatışmasında bulmuştur.
Biri tarihsel süreci sosyolojik bir doğa yasası olarak,
diğeri ekonomik bir tarih yasası olarak görür.
Ama her ikisi de tarihin tesadüf değil, yapısal bir zorunluluk olduğunu söyler.
İbn Haldûn, toplumu bir organizma gibi düşünür.
Onu bir arada tutan güç, asabiyettir — yani ortak aidiyet duygusu.
“Devletin temeli asabiyettir; o zayıfladığında devlet de yıkılır.”
Asabiyet, önce kabile dayanışmasıdır; sonra medeniyet kurar.
Ama refah arttıkça dayanışma çözülür — toplum içten çürür.
Bu, tarihsel döngünün yasasıdır:
Kuvvet → refah → gevşeme → çöküş.
Marx için toplumu bir arada tutan şey üretim,
parçalayansa üretim ilişkilerinin çelişkisidir.
“Tarihi yapanlar, üretim araçlarını elinde tutanlardır.”
Toplum, sınıf çatışmaları üzerinden dönüşür:
feodal → kapitalist → sosyalist aşamalar.
Her dönemde bir egemen sınıf (burjuvazi) ve ezilen sınıf (proletarya) vardır.
İbn Haldûn’da değişim ahlaki–sosyolojik,
Marx’ta değişim ekonomik–materyalisttir.
Boyut | İbn Haldûn | Karl Marx |
Temel Dinamik | Asabiyet (dayanışma) | Sınıf mücadelesi |
Değişim Türü | Döngüsel (yükseliş–çöküş) | Diyalektik (tez–antitez–sentez) |
Nedensellik | Sosyolojik ve moral | Ekonomik ve maddi |
Sonuç | Devletlerin çöküşü | Tarihsel ilerleme |
Marx’ın diyalektiği, tarihin ilerlemesine inanır.
Ama her ikisinde de tarih, insan eylemlerinin yasalarına tabidir.
İnsan, doğası gereği sosyal bir varlıktır.
Birey kendi başına değil, toplumla anlam bulur.
Toplumun çöküşü, insanın ahlaki çözülmesiyle başlar.
“İnsanın tabiatı, bulunduğu çevreye göre şekillenir.”
Marx için insan, tarih yapan bilinçli varlıktır.
Ama bilincini koşullar belirler:
“İnsanlar tarihlerini kendileri yaparlar; ama istedikleri gibi değil.”
İbn Haldûn insanı tarihin ürünü olarak görür;
Marx insanı tarihin motoru hâline getirir.
Nizâmülmülk’ten mirasla:
İbn Haldûn devleti, toplumun asabiyet enerjisinin ürünüdür.
Devlet, toplumsal dayanışmanın siyasal biçimidir.
“Devlet, toplumun ihtiyaçlarının sonucu olarak doğar.”
Ama devlet zamanla lüks ve yozlaşmayla kendi sonunu hazırlar.
Marx: Devlet, Sınıfın Baskı Aracı
“Devlet, egemen sınıfın baskı aygıtıdır.”
Devlet, toplumun birliği değil; mülkiyetin koruyucusudur.
Toplumsal dönüşüm, devletin değil, devrimin eseridir.
İbn Haldûn’da devlet organik bir varlık;
Marx’ta araçsal bir mekanizmadır.
- İbn Haldûn: Tarih, sürekli döner — her medeniyet kendi sonunu hazırlar.
- Marx: Tarih, ilerler — çelişkiler çözülerek daha yüksek bir düzeye çıkar.
diğeri “insanlığın diyalektik yürüyüşü.”
Ama her ikisi de aynı uyarıyı yapar:
“Toplumu ayakta tutan bağlar çözülürse, düzen de dağılır.”
İbn Haldûn, tarihin ilahi bir hikmete göre işlediğini söyler;
Marx, tarihin kendi yasalarını insan emeğinde bulur.
Ama ikisi de aynı sezgiye sahiptir:
“Tarih, bilinçsizce yaşanır ama bilince dönüşebilir.”
Bu yüzden İbn Haldûn’un “asabiyet bilinci”,
Marx’ın “sınıf bilinci”nin ahlaki öncüsüdür.
- İbn Haldûn, tarihin toplumsal ruhunu görür.
- Marx, tarihin ekonomik kasını kavrar.
- Biri ahlakı yıkan lüksü eleştirir; diğeri emeği sömüren sistemi.
- Biri “devleti”, diğeri “devrimi” ister.
“Tarih, insanın eylemiyle var olur;
insan, tarihle şekillenir.”
Doğu’da asabiyet, Batı’da sınıf bilinci;
ikisi de insanın birlik arayışının farklı dilleridir.