floidereal
Değerli Üye
“Bilginin nuru kalptedir; akıl, o nurun yansımasıdır.” – Gazâlî, el-Munkız mine’d-Dalâl
“Akıl, alışkanlığın kölesidir; nedensellik, sadece zihnimizin bir alışkanlığıdır.” – David Hume, İnsan Anlığı Üzerine Bir Soruşturma
I. GİRİŞ: Bilginin Güvencesi Nerede?
Gazâlî (1058–1111), bilgi arayışını şüpheyle başlatan bir sufî-felsefeci idi.
Hume (1711–1776), modern empirizmin en derin kuşkucusu olarak,
aklın kesin bilgiye ulaşamayacağını savundu.
Biri şüpheden imana,
diğeri şüpheden bilinemezciliğe ulaştı.
Ama ikisi de aynı soruya takıldı:
“Neyi gerçekten biliyoruz?”
II. BİLGİ ANLAYIŞI: KALBİN NURU & DENEYİN GÖLGESİ
Gazâlî: Kalbin Nuru
Gazâlî, duyuların ve aklın güvenilmezliğini sorgular:
“Göz yanılır, akıl şaşar; kalp sezgisi asla.”
Ona göre hakiki bilgi, Allah’ın kalpte yarattığı nurdur.
Bu nur olmadan, insan sadece zan içinde yaşar.
Bilgi, aklın değil, kalbin aydınlanmasıdır.
Hume: Deneyin Gölgeleri
Hume, aklın tüm çıkarımlarının alışkanlık olduğunu söyler.
“Ateşin yakacağını bilmeyiz; sadece hep öyle olduğunu hatırlarız.”
Bu yüzden nedensellik, zorunlu bir bağ değil,
zihnin beklentisidir.
Bilimsel bilgi bile “alışkanlıkla düzenlenmiş inanç”tır.
Gazâlî hakikate ulaşmak için aklı aşar;
Hume hakikatin imkânsızlığını fark eder.
III. NEDENSELLİK: TANRININ İRADESİ & ALIŞKANLIĞIN İNANCI
Gazâlî: “Hiçbir neden, sonucu zorunlu kılmaz — sadece Allah kılar.”
Hume: “Hiçbir neden, sonucu zorunlu kılmaz — sadece biz öyle sanırız.”
Aynı gözlemi yaparlar,
ama biri Tanrı’ya döner, diğeri doğadan geri çekilir.
IV. ŞÜPHENİN İKİ YÜZÜ
Gazâlî’de Şüphe: Manevî Doğuş
Gazâlî, şüpheyi ruhun temizliği olarak görür.
“Şüphe etmeseydim, inanamazdım.”
Şüphe, imanın başlangıcıdır;
çünkü insan, karanlıkta hakikatin ışığını arar.
Hume’da Şüphe: Akılcı Sınır
Hume için şüphe, bilginin sonudur.
“Aklımız, kendi sınırlarını aşamaz.”
Şüphe, onu Tanrı’ya değil, tevazuya götürür:
bilginin sınırını bilmek, bilgeliğin işaretidir.
V. İMAN VE BİLİNÇ ARASINDA
Gazâlî için iman, kalbin huzurudur.
Bilmek, inanmaktır;
ama bu inanç, kör değil — nurlu bir bilinçtir.
Hume için inanç, duygusal bir eğilimdir:
“İnanç, aklın değil, duyuların ısrarıdır.”
İnanç, doğa karşısında kaçınılmaz bir insani yanılgıdır.
Yani insan, düşünse de inanır; çünkü yaşamak buna muhtaçtır.
VI. TANRI VE EVREN
Gazâlî: Sürekli Yaratılış
Evren her an Tanrı’nın iradesiyle yeniden yaratılır.
“Her an, bir yaratılış içindedir.” (Kur’an, Rahman 29)
Bu yüzden “nedensellik” Tanrı’nın düzeninin sürekliliğidir.
Gazâlî’nin Tanrısı, aktif bir Tanrı’dır — her olayda hazırdır.
Hume: Tanrı’nın Sessizliği
Hume, Tanrı’yı ne reddeder ne de kabul eder;
onu bilginin sınırlarının dışına koyar.
“Tanrı üzerine hiçbir şey söyleyemem; çünkü onu deneyimlemem.”
Bu, modern agnostisizmin başlangıcıdır:
Tanrı hakkında susmak, saygının bir biçimi olur.
VII. AHLAK VE BİLGİNİN SORUMLULUĞU
Gazâlî için ahlak, kalbin bilincidir.
“Bilgi, eyleme dönüşmedikçe delildir, kurtuluş değil.”
Bilgi, insanı Allah’a yaklaştırmalı;
aksi hâlde kibir olur.
Hume için ahlak, duygusal empatiye dayanır.
“İyi, kalpte hissedilendir.”
Ahlakın kaynağı Tanrı değil, insanın duygusal doğasıdır.
Ama her iki düşünür de rasyonalizmi reddeder:
ahlak, soğuk akıldan değil, insanî derinlikten doğar.
VIII. SONUÇ: KUŞKU VE İNANCIN İKİ YOLU
diğerinde şüphe, bilginin sınırıdır.
Ama ikisi de aynı hakikati fısıldar:
“İnsan, kesinlik değil; anlam arar.”
Gazâlî, anlamı Tanrı’da bulur;
Hume, anlamın sınırlılığını fark eder.
Sonuçta, biri kalbe döner, diğeri akla —
ama ikisi de insana:
Bilmek, sınırlı olmamıza rağmen anlamaya cesaret etmektir.
“Akıl, alışkanlığın kölesidir; nedensellik, sadece zihnimizin bir alışkanlığıdır.” – David Hume, İnsan Anlığı Üzerine Bir Soruşturma
Gazâlî (1058–1111), bilgi arayışını şüpheyle başlatan bir sufî-felsefeci idi.
Hume (1711–1776), modern empirizmin en derin kuşkucusu olarak,
aklın kesin bilgiye ulaşamayacağını savundu.
Biri şüpheden imana,
diğeri şüpheden bilinemezciliğe ulaştı.
Ama ikisi de aynı soruya takıldı:
“Neyi gerçekten biliyoruz?”
Gazâlî, duyuların ve aklın güvenilmezliğini sorgular:
“Göz yanılır, akıl şaşar; kalp sezgisi asla.”
Ona göre hakiki bilgi, Allah’ın kalpte yarattığı nurdur.
Bu nur olmadan, insan sadece zan içinde yaşar.
Bilgi, aklın değil, kalbin aydınlanmasıdır.
Hume, aklın tüm çıkarımlarının alışkanlık olduğunu söyler.
“Ateşin yakacağını bilmeyiz; sadece hep öyle olduğunu hatırlarız.”
Bu yüzden nedensellik, zorunlu bir bağ değil,
zihnin beklentisidir.
Bilimsel bilgi bile “alışkanlıkla düzenlenmiş inanç”tır.
Gazâlî hakikate ulaşmak için aklı aşar;
Hume hakikatin imkânsızlığını fark eder.
Tema | Gazâlî | David Hume |
Nedensellik | Tanrı’nın sürekli yaratışı | Zihinsel alışkanlık |
Doğa Yasası | İlahi iradenin tekrarı | Deneyimsel beklenti |
Bilgi | İlham ve sezgiyle tamamlanır | Deneyimle sınırlıdır |
Şüphe | İmanı doğurur | Bilinemezliği gösterir |
Hume: “Hiçbir neden, sonucu zorunlu kılmaz — sadece biz öyle sanırız.”
Aynı gözlemi yaparlar,
ama biri Tanrı’ya döner, diğeri doğadan geri çekilir.
Gazâlî, şüpheyi ruhun temizliği olarak görür.
“Şüphe etmeseydim, inanamazdım.”
Şüphe, imanın başlangıcıdır;
çünkü insan, karanlıkta hakikatin ışığını arar.
Hume için şüphe, bilginin sonudur.
“Aklımız, kendi sınırlarını aşamaz.”
Şüphe, onu Tanrı’ya değil, tevazuya götürür:
bilginin sınırını bilmek, bilgeliğin işaretidir.
Gazâlî için iman, kalbin huzurudur.
Bilmek, inanmaktır;
ama bu inanç, kör değil — nurlu bir bilinçtir.
Hume için inanç, duygusal bir eğilimdir:
“İnanç, aklın değil, duyuların ısrarıdır.”
İnanç, doğa karşısında kaçınılmaz bir insani yanılgıdır.
Yani insan, düşünse de inanır; çünkü yaşamak buna muhtaçtır.
Gazâlî: Sürekli Yaratılış
Evren her an Tanrı’nın iradesiyle yeniden yaratılır.
“Her an, bir yaratılış içindedir.” (Kur’an, Rahman 29)
Bu yüzden “nedensellik” Tanrı’nın düzeninin sürekliliğidir.
Gazâlî’nin Tanrısı, aktif bir Tanrı’dır — her olayda hazırdır.
Hume: Tanrı’nın Sessizliği
Hume, Tanrı’yı ne reddeder ne de kabul eder;
onu bilginin sınırlarının dışına koyar.
“Tanrı üzerine hiçbir şey söyleyemem; çünkü onu deneyimlemem.”
Bu, modern agnostisizmin başlangıcıdır:
Tanrı hakkında susmak, saygının bir biçimi olur.
Gazâlî için ahlak, kalbin bilincidir.
“Bilgi, eyleme dönüşmedikçe delildir, kurtuluş değil.”
Bilgi, insanı Allah’a yaklaştırmalı;
aksi hâlde kibir olur.
Hume için ahlak, duygusal empatiye dayanır.
“İyi, kalpte hissedilendir.”
Ahlakın kaynağı Tanrı değil, insanın duygusal doğasıdır.
Ama her iki düşünür de rasyonalizmi reddeder:
ahlak, soğuk akıldan değil, insanî derinlikten doğar.
- Gazâlî: Şüphe → Arayış → İlham → İman
- Hume: Şüphe → Gözlem → Alışkanlık → Bilinemezlik
diğerinde şüphe, bilginin sınırıdır.
Ama ikisi de aynı hakikati fısıldar:
“İnsan, kesinlik değil; anlam arar.”
Gazâlî, anlamı Tanrı’da bulur;
Hume, anlamın sınırlılığını fark eder.
Sonuçta, biri kalbe döner, diğeri akla —
ama ikisi de insana:
Bilmek, sınırlı olmamıza rağmen anlamaya cesaret etmektir.