floidereal
Değerli Üye
“İnsan, özgür olmaya mahkûmdur.”
— L’Être et le Néant (Varlık ve Hiçlik)
I. Tarihsel Bağlam: Savaş, Yalnızlık ve Anlam Boşluğu
Sartre (1905–1980), iki dünya savaşının arasında büyüdü;
İkinci Dünya Savaşı’nın, faşizmin ve varoluşsal umutsuzluğun tanığıydı.
Bu dönem, Tanrı’nın sessiz, insanın ise yalnız olduğu bir çağdı.
Sartre, bu yalnızlıkta insanın tek hakikatini buldu:
“Tanrı yoksa, insanın özünü belirleyecek kimse yoktur.”
İşte bu yüzden Sartre, insanın özünü kendi eylemleriyle yaratacağını söyledi.
II. Varoluş Özden Öncedir
Bu cümle, Sartre’ın felsefesinin merkezidir:
“Varoluş özden önce gelir.”
Yani insan, önce var olur; sonra kim olacağına kendisi karar verir.
Tanrı yoksa, doğa da bir amaç vermez;
insan, kendi anlamını yaratmak zorundadır.
Bu özgürlük, bir armağan değil;
sürekli bir sorumluluk yüküdür.
“Kendimizi seçerken, tüm insanlığı da seçeriz.”
İnsan yalnız değildir; her kararıyla dünyanın anlamına katkı yapar.
III. Özgürlük: Mahkûmiyetin Ahlakı
Sartre’a göre özgürlük, seçme zorunluluğudur.
“İnsan, özgür olmaya mahkûmdur.”
Hiç kimse “özgür olmayı” seçmez; ama herkes özgürdür.
Kaçınamaz, kaçsa bile bu da bir seçimdir.
Bu yüzden Sartre, özgürlüğü “sorumluluk”la özdeşleştirir.
Her eylem, bir değer yaratma eylemidir.
“Yaptıklarımız, kim olduğumuzun aynasıdır.”
Sorumluluk, insanın “Tanrı’nın yerini almasıdır.”
Çünkü artık yaratıcı, Tanrı değil, insandır.
IV. Hiçlik (Le Néant): Bilincin Boşluğu
Sartre’ın ontolojisinde “hiçlik”, varlığın karşıtı değildir;
varlık içinde açılan bir boşluktur.
“İnsan, varlıkta bir deliktir.”
Bu boşluk, bilincin alanıdır.
Çünkü insan, kendisini “olduğu şey” olarak değil, “olmadığı şey” olarak bilir.
Örneğin:
İnsan, kendi varlığını sürekli aşan bir hiçliktir.
V. Kötü Niyet (Mauvaise Foi): Özgürlükten Kaçış
Sartre, insanın özgürlük karşısında yaşadığı korkuya kötü niyet der.
“İnsan, özgürlüğünden kaçmak için yalan söyler.”
Bir garson, rolünü o kadar benimser ki, artık “rolü oynayan biri” değil,
rolün kendisi olur.
Bu, otantik olmayan varoluştur —
kendini bir “şey”e indirgemektir.
Otantik insan ise kendi “seçimlerinin farkında olandır.”
VI. Başkası ve “Cehennem”
Huis Clos (Gizli Oturum) oyununda Sartre ünlü cümlesini söyler:
“Cehennem, başkalarıdır.”
Ama bu, insanlardan nefret anlamına gelmez.
Başkası, bize “kendimizi” gösteren aynadır.
Yargılayan, sınır koyan, bizi nesneleştiren bir bakıştır.
“Başkası beni gördüğünde, ben artık kendim değilim.”
Bu yüzden insanın özgürlüğü, başkasının bakışıyla sürekli çatışır.
Ama bu çatışma olmadan kimlik de olmaz.
VII. Ahlak: Değerin Yaratılması
Sartre’da ahlak, emir değil — eylemdir.
“Ahlak, yaptıklarımızın toplamıdır.”
İyi ve kötü, Tanrı’nın yasalarıyla değil;
özgürlük içinde yapılan seçimlerle belirlenir.
Bu yüzden Sartre’ın ahlakı öznel değil, sorumluluk merkezlidir:
Kendin için seçtiğin şeyi, aynı anda insanlık için seçersin.
“Eylem, insanın aynasıdır.”
VIII. Umutsuzluk, Kaygı ve Otantisite
Bu üç kavram, Sartre’ın “varoluş etiğini” oluşturur.
İnançsız bir dünyada, iman yerine bilinç,
yasa yerine seçim geçer.
IX. Sanat, Edebiyat ve Eylem
Sartre’ın felsefesi soyut değil; eylemcidir.
O, felsefeyi politik mücadeleyle birleştirdi.
“Susmak bile bir seçimdir.”
Edebiyat, Sartre için özgürlüğün diliydi.
Bulantı (La Nausée) romanında, insanın varoluşsal tiksintisini anlattı:
“Dünya üzerime dökülüyordu — anlamı yoktu, ama oradaydı.”
Bu tiksinti, nihilizm değil;
anlam yaratma zorunluluğunun farkına varma anıdır.
X. Etkisi: Varoluşun Siyasi ve Etik Devamı
Mevlânâ’nın “kendi ateşinde yanmak” öğretisiyle yankılanır;
ama Sartre’da bu yanış, Tanrı’ya değil, insanın kendine yöneliktir.
XI. Sonuç: Hiçliğin İçinde İnsan
Sartre, insanı ne Tanrı’ya, ne doğaya, ne topluma teslim etti.
İnsanı, kendi seçiminin yüküyle baş başa bıraktı.
“İnsan, ne olduğudur.”
Ama aynı anda:
“İnsan, henüz ne olacağını yaratandır.”
Bu felsefe, huzur değil; sorumluluk getirir.
Çünkü özgürlük, neşeli değil — ağır bir yüktür.
Yine de Sartre için umut şudur:
“İnsan, kendini her an yeniden seçebilir.”
İşte bu, modern insanın hem laneti hem onurudur.
— L’Être et le Néant (Varlık ve Hiçlik)
Sartre (1905–1980), iki dünya savaşının arasında büyüdü;
İkinci Dünya Savaşı’nın, faşizmin ve varoluşsal umutsuzluğun tanığıydı.
Bu dönem, Tanrı’nın sessiz, insanın ise yalnız olduğu bir çağdı.
Sartre, bu yalnızlıkta insanın tek hakikatini buldu:
“Tanrı yoksa, insanın özünü belirleyecek kimse yoktur.”
İşte bu yüzden Sartre, insanın özünü kendi eylemleriyle yaratacağını söyledi.
Bu cümle, Sartre’ın felsefesinin merkezidir:
“Varoluş özden önce gelir.”
Yani insan, önce var olur; sonra kim olacağına kendisi karar verir.
Tanrı yoksa, doğa da bir amaç vermez;
insan, kendi anlamını yaratmak zorundadır.
Bu özgürlük, bir armağan değil;
sürekli bir sorumluluk yüküdür.
“Kendimizi seçerken, tüm insanlığı da seçeriz.”
İnsan yalnız değildir; her kararıyla dünyanın anlamına katkı yapar.
Sartre’a göre özgürlük, seçme zorunluluğudur.
“İnsan, özgür olmaya mahkûmdur.”
Hiç kimse “özgür olmayı” seçmez; ama herkes özgürdür.
Kaçınamaz, kaçsa bile bu da bir seçimdir.
Bu yüzden Sartre, özgürlüğü “sorumluluk”la özdeşleştirir.
Her eylem, bir değer yaratma eylemidir.
“Yaptıklarımız, kim olduğumuzun aynasıdır.”
Sorumluluk, insanın “Tanrı’nın yerini almasıdır.”
Çünkü artık yaratıcı, Tanrı değil, insandır.
Sartre’ın ontolojisinde “hiçlik”, varlığın karşıtı değildir;
varlık içinde açılan bir boşluktur.
“İnsan, varlıkta bir deliktir.”
Bu boşluk, bilincin alanıdır.
Çünkü insan, kendisini “olduğu şey” olarak değil, “olmadığı şey” olarak bilir.
Örneğin:
- “Ben bir öğretmenim” derken,
aynı anda “yalnızca öğretmen değilim” de dersin.
İnsan, kendi varlığını sürekli aşan bir hiçliktir.
Sartre, insanın özgürlük karşısında yaşadığı korkuya kötü niyet der.
“İnsan, özgürlüğünden kaçmak için yalan söyler.”
Bir garson, rolünü o kadar benimser ki, artık “rolü oynayan biri” değil,
rolün kendisi olur.
Bu, otantik olmayan varoluştur —
kendini bir “şey”e indirgemektir.
Otantik insan ise kendi “seçimlerinin farkında olandır.”
Huis Clos (Gizli Oturum) oyununda Sartre ünlü cümlesini söyler:
“Cehennem, başkalarıdır.”
Ama bu, insanlardan nefret anlamına gelmez.
Başkası, bize “kendimizi” gösteren aynadır.
Yargılayan, sınır koyan, bizi nesneleştiren bir bakıştır.
“Başkası beni gördüğünde, ben artık kendim değilim.”
Bu yüzden insanın özgürlüğü, başkasının bakışıyla sürekli çatışır.
Ama bu çatışma olmadan kimlik de olmaz.
Sartre’da ahlak, emir değil — eylemdir.
“Ahlak, yaptıklarımızın toplamıdır.”
İyi ve kötü, Tanrı’nın yasalarıyla değil;
özgürlük içinde yapılan seçimlerle belirlenir.
Bu yüzden Sartre’ın ahlakı öznel değil, sorumluluk merkezlidir:
Kendin için seçtiğin şeyi, aynı anda insanlık için seçersin.
“Eylem, insanın aynasıdır.”
- Kaygı: Seçimlerinin evrensel sonuçlarını fark ettiğin andır.
- Umutsuzluk: Kontrol edemediğin şeyleri kabullenmektir.
- Otantisite: Kendi özgürlüğünü bilip onunla yaşamaktır.
Bu üç kavram, Sartre’ın “varoluş etiğini” oluşturur.
İnançsız bir dünyada, iman yerine bilinç,
yasa yerine seçim geçer.
Sartre’ın felsefesi soyut değil; eylemcidir.
O, felsefeyi politik mücadeleyle birleştirdi.
“Susmak bile bir seçimdir.”
Edebiyat, Sartre için özgürlüğün diliydi.
Bulantı (La Nausée) romanında, insanın varoluşsal tiksintisini anlattı:
“Dünya üzerime dökülüyordu — anlamı yoktu, ama oradaydı.”
Bu tiksinti, nihilizm değil;
anlam yaratma zorunluluğunun farkına varma anıdır.
- Simone de Beauvoir, onunla birlikte varoluşçuluğu feminist bir ahlaka dönüştürdü.
- Camus, Sartre’ın özgürlük anlayışını “absürd” düzleme taşıdı.
- Merleau-Ponty, beden felsefesini varoluşsal bir temele oturttu.
- Fanon, Sartre’ın özgürlük düşüncesini sömürgecilik eleştirisine uyguladı.
Mevlânâ’nın “kendi ateşinde yanmak” öğretisiyle yankılanır;
ama Sartre’da bu yanış, Tanrı’ya değil, insanın kendine yöneliktir.
Sartre, insanı ne Tanrı’ya, ne doğaya, ne topluma teslim etti.
İnsanı, kendi seçiminin yüküyle baş başa bıraktı.
“İnsan, ne olduğudur.”
Ama aynı anda:
“İnsan, henüz ne olacağını yaratandır.”
Bu felsefe, huzur değil; sorumluluk getirir.
Çünkü özgürlük, neşeli değil — ağır bir yüktür.
Yine de Sartre için umut şudur:
“İnsan, kendini her an yeniden seçebilir.”
İşte bu, modern insanın hem laneti hem onurudur.