floidereal
Değerli Üye
“İnsan, insanın kurdudur.”
— Leviathan (1651)
I. Tarihsel Bağlam: Kaosun Gölgesinde Akıl
Thomas Hobbes (1588–1679), İngiltere İç Savaşı döneminde yaşadı.
Kral ile Parlamento arasındaki çatışmalar, Avrupa’da din savaşları ve toplumsal kaos,
onu bir soruya yöneltti:
“İnsanlar neden birbirlerini öldürmeden bir arada yaşamalıdır?”
Bu sorunun cevabı, Hobbes’un en büyük eseri Leviathan’da şekillendi:
düzeni sağlamak için insan, özgürlüğünden vazgeçip mutlak bir güce (devlete) boyun eğmelidir.
II. İnsan Doğası: Korku ve Rekabetin Anatomisi
Hobbes’a göre insan, doğası gereği bencil, çıkarcı ve korkak bir varlıktır.
Onu yönlendiren şey, iyi niyet değil; yaşam korkusu ve güç arzusudur.
“İnsanın temel tutkusu, ölüm korkusu ve güven arzusudur.”
İnsanlar doğal hâllerinde eşittir —
ama bu eşitlik, barış değil, çatışma doğurur.
Çünkü herkesin her şeye hakkı vardır;
dolayısıyla herkes, herkesin düşmanıdır.
Bu duruma Hobbes şu adı verir:
Doğa Durumu (Status Naturalis)
→ Yasasız, güvencesiz, sürekli korku dolu bir hayat.
“Doğa hâlinde yaşam, yalnız, yoksul, kötü, vahşi ve kısadır.”
III. Toplum Sözleşmesi: Korkudan Doğan Devlet
İnsan, aklının sesini dinlediğinde şunu fark eder:
Kaos içinde güvenlik yoktur.
Bu yüzden insanlar bir sözleşmeyle haklarından feragat eder,
bu hakları tek bir güce devrederler: Leviathan (devlet).
“Barışı aramak, aklın buyruğudur.”
Bu sözleşme iki aşamalıdır:
Leviathan — yani devlet, insanın yarattığı “yapay tanrı”.
IV. Egemenlik: Barış İçin Mutlak Güç
Hobbes’a göre devletin otoritesi mutlak olmalıdır.
Çünkü eğer egemenin gücü sınırlanırsa, insanlar yeniden doğa durumuna döner.
“Yetki bölünürse, savaş geri döner.”
Bu nedenle Hobbes, Bodin’in “bölünmez egemenlik” fikrini daha ileri taşır.
Devletin tek görevi vardır: güvenliği sağlamak.
Ahlak, din, özgürlük… hepsi bu görevin ardından gelir.
“Barış, en yüksek iyidir.”
V. Ahlak Felsefesi: Korkudan Doğan Erdem
Hobbes için ahlak, Tanrı’dan değil, sözleşmeden doğar.
İyi, sözleşmeyi koruyan şeydir; kötü, onu bozan.
“Adalet, sözleşmeye sadakatten ibarettir.”
Yani:
hukuk, Tanrı’nın değil, insanın aklının ürünüdür.
VI. Din ve Devlet: İnancın Disipline Edilmesi
Hobbes, dini toplumsal düzenin bir unsuru olarak görür;
ama teokratik değil, politik bir araç olarak.
“Kutsal kitap, ancak egemenin buyruğuyla bağlayıcıdır.”
Yani din, bireysel inanç alanında kalmalıdır.
Devlet, dini kontrol eder — çünkü din, toplumu bölebilir.
Bu görüş, laikliğin erken biçimlerinden biri olarak kabul edilir.
VII. Leviathan: Devletin Canlı Metaforu
Leviathan kitabının kapağında bir dev figürü vardır:
başında taç, elinde kılıç ve asa,
ve bedeni, binlerce insandan oluşur.
“Devlet, her bireyin iradesinin birleşimidir.”
Bu sembol, modern devletin metafizik doğumunu anlatır:
İnsan, kendi korkusunu bastırmak için
kendinden daha büyük bir yapay canavar yaratır.
Ama bu canavar, artık onu da yönetir.
VIII. İnsan Özgürlüğü: Korkunun İçinde Akıl
Hobbes’un özgürlük anlayışı olumsuzdur:
Özgürlük, engel olmamasıdır — “yapabilme” hâlidir.
Ama insan, toplumda yaşarken bu özgürlükten bir kısmını bırakmalıdır.
Çünkü güven olmadan özgürlük anlamını yitirir.
“Korku, bilgelik doğurur.”
Bu nedenle Hobbes’un sisteminde özgürlük,
mutlak devlete karşı değil;
devletin varlığı sayesinde mümkündür.
IX. Etkisi: Modern Devletin ve Realizmin Mimarı
Hobbes’un mirası geniştir:
Nizâmülmülk’te devlet “adaletin kılıcıdır”;
Hobbes’ta “korkunun kalkanı.”
X. Sonuç: Korkunun Felsefesi, Düzenin Ahlakı
Thomas Hobbes’un düşüncesi,
insanı melek değil, çıplak bir varlık olarak kabul eden
ilk büyük modern felsefedir.
“İnsanı anlamak istiyorsan, korkusuna bak.”
Onun felsefesi, sevgiye değil güvenliğe,
erdem yerine düzene,
iman yerine sözleşmeye dayanır.
Leviathan, hem Tanrı’nın yokluğunda doğan
hem de Tanrı’nın yerini alan ilk devlettir.
Bu yüzden Hobbes,
insanı Tanrı’nın değil, kendi aklının ürünüyle yöneten ilk filozoftur.
— Leviathan (1651)
Thomas Hobbes (1588–1679), İngiltere İç Savaşı döneminde yaşadı.
Kral ile Parlamento arasındaki çatışmalar, Avrupa’da din savaşları ve toplumsal kaos,
onu bir soruya yöneltti:
“İnsanlar neden birbirlerini öldürmeden bir arada yaşamalıdır?”
Bu sorunun cevabı, Hobbes’un en büyük eseri Leviathan’da şekillendi:
düzeni sağlamak için insan, özgürlüğünden vazgeçip mutlak bir güce (devlete) boyun eğmelidir.
Hobbes’a göre insan, doğası gereği bencil, çıkarcı ve korkak bir varlıktır.
Onu yönlendiren şey, iyi niyet değil; yaşam korkusu ve güç arzusudur.
“İnsanın temel tutkusu, ölüm korkusu ve güven arzusudur.”
İnsanlar doğal hâllerinde eşittir —
ama bu eşitlik, barış değil, çatışma doğurur.
Çünkü herkesin her şeye hakkı vardır;
dolayısıyla herkes, herkesin düşmanıdır.
Bu duruma Hobbes şu adı verir:
→ Yasasız, güvencesiz, sürekli korku dolu bir hayat.
“Doğa hâlinde yaşam, yalnız, yoksul, kötü, vahşi ve kısadır.”
İnsan, aklının sesini dinlediğinde şunu fark eder:
Kaos içinde güvenlik yoktur.
Bu yüzden insanlar bir sözleşmeyle haklarından feragat eder,
bu hakları tek bir güce devrederler: Leviathan (devlet).
“Barışı aramak, aklın buyruğudur.”
Bu sözleşme iki aşamalıdır:
- Bireyler, birbirleriyle sözleşir: “Artık kendi adaletimi uygulamayacağım.”
- Bu hakları bir “üst otoriteye” devrederler: egemen (sovereign).
- Halk, gücünü egemene devreder.
- Egemen, yasayı koyar, düzeni sağlar, korkuyu ortadan kaldırır.
Hobbes’a göre devletin otoritesi mutlak olmalıdır.
Çünkü eğer egemenin gücü sınırlanırsa, insanlar yeniden doğa durumuna döner.
“Yetki bölünürse, savaş geri döner.”
Bu nedenle Hobbes, Bodin’in “bölünmez egemenlik” fikrini daha ileri taşır.
Devletin tek görevi vardır: güvenliği sağlamak.
Ahlak, din, özgürlük… hepsi bu görevin ardından gelir.
“Barış, en yüksek iyidir.”
Hobbes için ahlak, Tanrı’dan değil, sözleşmeden doğar.
İyi, sözleşmeyi koruyan şeydir; kötü, onu bozan.
“Adalet, sözleşmeye sadakatten ibarettir.”
Yani:
- Doğa durumunda adalet yoktur.
- Devlet kurulunca, yasa = ahlak olur.
- Egemenin buyruğu, adaletin ölçüsüdür.
hukuk, Tanrı’nın değil, insanın aklının ürünüdür.
Hobbes, dini toplumsal düzenin bir unsuru olarak görür;
ama teokratik değil, politik bir araç olarak.
“Kutsal kitap, ancak egemenin buyruğuyla bağlayıcıdır.”
Yani din, bireysel inanç alanında kalmalıdır.
Devlet, dini kontrol eder — çünkü din, toplumu bölebilir.
Bu görüş, laikliğin erken biçimlerinden biri olarak kabul edilir.
Leviathan kitabının kapağında bir dev figürü vardır:
başında taç, elinde kılıç ve asa,
ve bedeni, binlerce insandan oluşur.
“Devlet, her bireyin iradesinin birleşimidir.”
Bu sembol, modern devletin metafizik doğumunu anlatır:
İnsan, kendi korkusunu bastırmak için
kendinden daha büyük bir yapay canavar yaratır.
Ama bu canavar, artık onu da yönetir.
Hobbes’un özgürlük anlayışı olumsuzdur:
Özgürlük, engel olmamasıdır — “yapabilme” hâlidir.
Ama insan, toplumda yaşarken bu özgürlükten bir kısmını bırakmalıdır.
Çünkü güven olmadan özgürlük anlamını yitirir.
“Korku, bilgelik doğurur.”
Bu nedenle Hobbes’un sisteminde özgürlük,
mutlak devlete karşı değil;
devletin varlığı sayesinde mümkündür.
Hobbes’un mirası geniştir:
- Bodin’in egemenliğini, mutlak biçimde sistemleştirir.
- Machiavelli’nin realizmini, sistematik bir bilime dönüştürür.
- Locke, ona karşı çıkarak liberalizmi kurar.
- Rousseau, “sözleşme” fikrini ondan devralır.
- Carl Schmitt ve Weber, devlet kavramını Hobbes üzerinden tanımlar.
Nizâmülmülk’te devlet “adaletin kılıcıdır”;
Hobbes’ta “korkunun kalkanı.”
Thomas Hobbes’un düşüncesi,
insanı melek değil, çıplak bir varlık olarak kabul eden
ilk büyük modern felsefedir.
“İnsanı anlamak istiyorsan, korkusuna bak.”
Onun felsefesi, sevgiye değil güvenliğe,
erdem yerine düzene,
iman yerine sözleşmeye dayanır.
Leviathan, hem Tanrı’nın yokluğunda doğan
hem de Tanrı’nın yerini alan ilk devlettir.
Bu yüzden Hobbes,
insanı Tanrı’nın değil, kendi aklının ürünüyle yöneten ilk filozoftur.