floidereal
Değerli Üye
“Işık kendi kendine aşikârdır; her şey onunla bilinir.” – Sühreverdî, Hikmetü’l-İşrâk
“Deneyim olmadan bilgi, bilgi olmadan deneyim anlamsızdır.” – Kant, Saf Aklın Eleştirisi
I. GİRİŞ: AKLIN IŞIĞI VE IŞIĞIN AKLI
Sühreverdî (1154–1191), “İşrâkî Hikmet”iyle felsefeyi manevî sezgi ve nurlanma kavramları etrafında yeniden kurdu.
Ona göre bilmek, zihnin soyut bir eylemi değil; varlığın kendi nuruyla aydınlanmasıdır.
Kant (1724–1804), aklı sınırsızlaştıran metafiziğe karşı çıkarak
“sınırların bilinciyle aklın özgürlüğü”nü savundu.
Bilginin kaynağı ne sadece duyular, ne sadece akıldır;
ikisi birleşince tecrübe doğar.
Sühreverdî ışığın sezgisel hakikatini,
Kant ışığın metaforu olan aklın eleştirisini inşa etti.
II. BİLGİ FELSEFESİ: İŞRAK & SAF AKIL
Sühreverdî: Bilmek = Nurlanmak
“Hakikat, kalbe doğan ışıktır.”
Ona göre bilginin kaynağı **nur (ışık)**tır.
Işık, hem varlığın özü hem de bilginin aracıdır.
Her şey, kendi nur derecesine göre bilinebilir:
Bu nedenle bilmek, “akıl yürütmek” değil, aydınlanmaktır.
“Akıl, nurun gölgesidir; hakikat, nurun kendisi.”
Kant: Bilmek = Sınırları Tanımak
“Aklın kendisini sorgulaması, onun olgunluk çağıdır.”
Kant’a göre bilgi, deneyimle başlayan ama deneyimin ötesine geçmeyen bir süreçtir.
İnsanın zihni, duyuların verisini kategoriler (zaman, mekân, neden, nicelik…) aracılığıyla düzenler.
Biz “kendinde şeyi” (noumen) bilemeyiz;
yalnızca görüngüyü (phenomenon) biliriz.
Bu yüzden aklın görevi, bilginin sınırını çizmektir.
“Aklı sınırlayarak, inanca yer açtım.”
Sühreverdî hakikati ışıkla açarken,
Kant hakikati sınırla korur.
III. VARLIK ANLAYIŞI: NUR HİYERARŞİSİ & FENOMENOLOJİ
Sühreverdî: Varlık, bir nur hiyerarşisidir.
Her şey ışığın farklı derecesidir;
bilmek, o ışık mertebelerinde yükselmektir.
Kant: Varlık, bizim kavrayış biçimimizle sınırlıdır.
“Şeyin kendisi” (Ding an sich) bilinemez.
Yani hakikat, insanın görüş kapasitesiyle çizilmiştir.
Sühreverdî’nin hakikati “açık”tır;
Kant’ın hakikati “örtülü”.
IV. TANRI VE BİLGİ
Sühreverdî’ye göre Tanrı, nurun kaynağıdır;
O, “her şeyi aydınlatan ama kendisi aydınlanmayan ışıktır.”
Tanrı bilinebilir — akılla değil, işrâk (aydınlanma) ile.
Kant’a göre Tanrı, akılla kanıtlanamaz,
ama ahlaki zorunluluk olarak postüle edilebilir.
“Tanrı’ya inanmak aklın değil, ahlakın gereğidir.”
Sühreverdî’nin Tanrısı görülür nur,
Kant’ın Tanrısı görünmez idealdir.
Birinde Tanrı bilgiye doğar,
diğerinde Tanrı bilgiden korunur.
V. SEZGİ VE AKIL ARASINDA
Sühreverdî, sezgiyi aklın üstüne koyar:
“Keşf, düşünceden üstündür.”
Zira akıl, sınırlı olanı bilir;
ama kalp, sınırsızı sezebilir.
Kant, sezgiyi (Anschauung) kabul eder ama sınırlandırır:
sadece zaman ve mekân düzleminde işler.
Saf aklın sezgisi yoktur; yalnızca duyusal sezgi vardır.
Sühreverdî’de sezgi, ilahi ışığın aynası;
Kant’ta sezgi, insan bilincinin biçimidir.
Birinde “hakikat iner”,
diğerinde “hakikat kurulur.”
VI. AHLAK VE HAKİKATİN YOLU
Sühreverdî’de ahlak, nurla saflaşmadır.
“Karanlık nefsini aydınlat; zira o, hakikatin engelidir.”
İyi olmak, varoluşunu arındırmaktır.
Kant’ta ahlak, aklın özerkliğidir.
“İyi, yalnızca iyi niyettir.”
Ahlakın temeli Tanrı değil, aklın kendisidir.
Ahlak, “koşulsuz buyruk”la (kategorik imperatif) belirlenir.
Sühreverdî’de iyi = nurlu olmak,
Kant’ta iyi = ödevine sadık olmaktır.
VII. SONUÇ: IŞIĞIN AKLI VE AKLIN IŞIĞI
“Bilmek, aydınlanmaktır — biri gökten, diğeri içten.”
Doğu, ışığı kalpte bulur,
Batı, ışığı akılda kurar.
Ama her iki ışık da aynı hedefi gösterir:
İnsanın hakikati, kendini aydınlatmasındadır.
“Deneyim olmadan bilgi, bilgi olmadan deneyim anlamsızdır.” – Kant, Saf Aklın Eleştirisi
Sühreverdî (1154–1191), “İşrâkî Hikmet”iyle felsefeyi manevî sezgi ve nurlanma kavramları etrafında yeniden kurdu.
Ona göre bilmek, zihnin soyut bir eylemi değil; varlığın kendi nuruyla aydınlanmasıdır.
Kant (1724–1804), aklı sınırsızlaştıran metafiziğe karşı çıkarak
“sınırların bilinciyle aklın özgürlüğü”nü savundu.
Bilginin kaynağı ne sadece duyular, ne sadece akıldır;
ikisi birleşince tecrübe doğar.
Sühreverdî ışığın sezgisel hakikatini,
Kant ışığın metaforu olan aklın eleştirisini inşa etti.
“Hakikat, kalbe doğan ışıktır.”
Ona göre bilginin kaynağı **nur (ışık)**tır.
Işık, hem varlığın özü hem de bilginin aracıdır.
Her şey, kendi nur derecesine göre bilinebilir:
- En yüce ışık → Tanrı (Nurü’l-Envar)
- Ara ışıklar → Akıllar, ruhlar
- Karanlık → maddenin yoğunluğu
Bu nedenle bilmek, “akıl yürütmek” değil, aydınlanmaktır.
“Akıl, nurun gölgesidir; hakikat, nurun kendisi.”
“Aklın kendisini sorgulaması, onun olgunluk çağıdır.”
Kant’a göre bilgi, deneyimle başlayan ama deneyimin ötesine geçmeyen bir süreçtir.
İnsanın zihni, duyuların verisini kategoriler (zaman, mekân, neden, nicelik…) aracılığıyla düzenler.
Biz “kendinde şeyi” (noumen) bilemeyiz;
yalnızca görüngüyü (phenomenon) biliriz.
Bu yüzden aklın görevi, bilginin sınırını çizmektir.
“Aklı sınırlayarak, inanca yer açtım.”
Sühreverdî hakikati ışıkla açarken,
Kant hakikati sınırla korur.
Tema | Sühreverdî | Kant |
Gerçeklik | Nur derecelerinden oluşur | Görüngülerle sınırlıdır |
Hakikat | İlahi aydınlanmadır | Aklın koşullarıyla belirlenir |
Bilgi türü | Sezgi ve keşf | Deneyim ve kavram |
Nihai hedef | Tanrı’ya nurlu yakınlık | Akla özerklik kazandırmak |
Her şey ışığın farklı derecesidir;
bilmek, o ışık mertebelerinde yükselmektir.
Kant: Varlık, bizim kavrayış biçimimizle sınırlıdır.
“Şeyin kendisi” (Ding an sich) bilinemez.
Yani hakikat, insanın görüş kapasitesiyle çizilmiştir.
Sühreverdî’nin hakikati “açık”tır;
Kant’ın hakikati “örtülü”.
Sühreverdî’ye göre Tanrı, nurun kaynağıdır;
O, “her şeyi aydınlatan ama kendisi aydınlanmayan ışıktır.”
Tanrı bilinebilir — akılla değil, işrâk (aydınlanma) ile.
Kant’a göre Tanrı, akılla kanıtlanamaz,
ama ahlaki zorunluluk olarak postüle edilebilir.
“Tanrı’ya inanmak aklın değil, ahlakın gereğidir.”
Sühreverdî’nin Tanrısı görülür nur,
Kant’ın Tanrısı görünmez idealdir.
Birinde Tanrı bilgiye doğar,
diğerinde Tanrı bilgiden korunur.
Sühreverdî, sezgiyi aklın üstüne koyar:
“Keşf, düşünceden üstündür.”
Zira akıl, sınırlı olanı bilir;
ama kalp, sınırsızı sezebilir.
Kant, sezgiyi (Anschauung) kabul eder ama sınırlandırır:
sadece zaman ve mekân düzleminde işler.
Saf aklın sezgisi yoktur; yalnızca duyusal sezgi vardır.
Sühreverdî’de sezgi, ilahi ışığın aynası;
Kant’ta sezgi, insan bilincinin biçimidir.
Birinde “hakikat iner”,
diğerinde “hakikat kurulur.”
Sühreverdî’de ahlak, nurla saflaşmadır.
“Karanlık nefsini aydınlat; zira o, hakikatin engelidir.”
İyi olmak, varoluşunu arındırmaktır.
Kant’ta ahlak, aklın özerkliğidir.
“İyi, yalnızca iyi niyettir.”
Ahlakın temeli Tanrı değil, aklın kendisidir.
Ahlak, “koşulsuz buyruk”la (kategorik imperatif) belirlenir.
Sühreverdî’de iyi = nurlu olmak,
Kant’ta iyi = ödevine sadık olmaktır.
- Sühreverdî: Hakikat, nurun doğuşudur.
- Kant: Hakikat, aklın sınırında parlar.
- Sühreverdî: Tanrı bilginin kaynağıdır.
- Kant: Tanrı bilginin ötesindedir.
- Sühreverdî: Bilgi, kalpteki ışığın yansımasıdır.
- Kant: Bilgi, zihindeki biçimlerin düzenidir.
“Bilmek, aydınlanmaktır — biri gökten, diğeri içten.”
Doğu, ışığı kalpte bulur,
Batı, ışığı akılda kurar.
Ama her iki ışık da aynı hedefi gösterir:
İnsanın hakikati, kendini aydınlatmasındadır.