floidereal
Değerli Üye
“Aklın görevi, hakikati idrak etmektir; iman, aklın nuruyla parlar.” – İmam Mâturîdî, Kitâbü’t-Tevhîd
“Düşünüyorum, öyleyse varım.” – René Descartes, Meditationes de Prima Philosophia
I. GİRİŞ: AKIL, İNANÇ VE KESİNLİK ARAYIŞI
Mâturîdî (ö. 944) İslam düşüncesinde akıl ile vahyi dengeleyen bir çizgi kurmuştur.
O, inancı kör taklitle değil, aklî idrakle temellendirir.
“İman, bilginin sonucudur.”
Descartes (1596–1650) ise, Orta Çağ skolastiğinden modern bilime geçişin eşiğinde
kesin bilginin temellerini arar.
Her şeyden şüphe eder, ama bir şeyden edemez:
şüphe eden özne.
“Cogito ergo sum — Düşünüyorum, öyleyse varım.”
Mâturîdî’de akıl, imanın delilidir.
Descartes’ta şüphe, aklın delilidir.
İkisinin yolu farklıdır, ama hedef aynıdır:
kesinlik.
II. YÖNTEM: YAKÎN & METODİK ŞÜPHE
Mâturîdî: Yakînin İnşası
“Hakikate giden yol, aklın idraki ve vahyin rehberliğidir.”
Mâturîdî’ye göre kesin bilgi (yakîn), üç kaynaktan gelir:
Şüphe, insanı hakikate iter ama imanla sükûna erer.
“Aklın amacı, Allah’ın varlığını idraktir; kalbin görevi, onu tasdiktir.”
Descartes: Şüphenin Metodu
“Tüm bildiklerimden şüphe ederim; ta ki tartışılmaz bir hakikate varayım.”
Descartes, bilginin temellerini sarsarak
“kesin olanı” bulmak ister.
Duyular yanılabilir; gelenek aldatabilir.
Ama şüphe ederken var olduğumdan eminim:
“Cogito, ergo sum.”
Bu noktadan yola çıkarak,
Tanrı’nın varlığını akılla ispatlar:
Tanrı, “kusursuz varlık” fikridir ve böyle bir fikir, ancak o varlık tarafından zihne yerleştirilebilir.
Mâturîdî, imanla Tanrı’ya;
Descartes, Tanrı’yla imana ulaşır.
III. TANRI ANLAYIŞI: DELİL & GARANTİ
Mâturîdî’nin Tanrısı dünyada hikmetle tecelli eden Yaratıcıdır.
Evrenin düzeni O’nun varlığının delilidir.
“Her şey O’nun varlığına işaret eder; fakat O hiçbir şeye benzemez.”
Descartes’in Tanrısı, düşüncenin garantörüdür.
Tanrı yanılmaz bir varlık olduğu için
O’nun yarattığı zihin de doğru düşündüğünde yanılmaz.
Mâturîdî: “Tanrı hikmetin sahibidir.”
Descartes: “Tanrı hakikatin garantörüdür.”
IV. AKIL VE VAHİY
Mâturîdî’ye göre akıl, imanın kapısıdır.
“Vahyin anlaşılması akıl iledir; akıl, vahyin muhatabıdır.”
İnsanın sorumluluğu, bu yüzden aklını kullanmaktır.
İnanç, “bilmeme” değil, “bilerek inanma”dır.
Descartes için akıl, tek güvenilir yetidir.
O, vahyi değil, sezgisel kesinliği (intuitus mentis) merkeze alır.
Ancak akıl, Tanrı’nın yarattığı bir güç olduğu için
Tanrı’yı düşünmek, aklın doğasına uygundur.
Mâturîdî: Akıl = vahyin tefsiri
Descartes: Akıl = hakikatin temeli
V. ŞÜPHE, İMAN VE İNSANIN KONUMU
Mâturîdî, şüpheyi imanın öncesi sayar.
“Hakikat, tefekkürle aranır; şüphe, tefekkürün kıvılcımıdır.”
Ama iman, kalbin huzuruyla tamamlanır —
şüphe, sükûnete dönüşür.
Descartes için şüphe, bilginin temelidir.
O, şüphenin içinde kalır ama oradan çıkarak
“kesin aklî bilgiye” ulaşır.
Şüphe burada iman değil, kesinliğe giden araçtır.
Mâturîdî: “Şüphe, huzurla biter.”
Descartes: “Şüphe, hakikatle biter.”
Her ikisinde de şüphe arınmadır.
VI. BİLGİNİN KAYNAĞI
Mâturîdî üç bilgi kaynağı kabul eder:
Descartes iki kaynağı kabul eder:
Descartes’inki metodiktir.
Biri kalbi ve vahyi akılla uzlaştırır,
diğeri aklı tek ölçü yapar.
VII. SONUÇ: AKLIN NURUYLA İMANIN KESİNLİĞİ
“Kesin bilgi, zihnin değil; bilincin aydınlanmasıdır.”
Doğu, imanla aydınlanmış aklı,
Batı, akılla aydınlanmış imanı kurar.
Ve sonunda aynı noktaya gelirler:
Hakikat, hem aklın hem kalbin nurudur.
“Düşünüyorum, öyleyse varım.” – René Descartes, Meditationes de Prima Philosophia
Mâturîdî (ö. 944) İslam düşüncesinde akıl ile vahyi dengeleyen bir çizgi kurmuştur.
O, inancı kör taklitle değil, aklî idrakle temellendirir.
“İman, bilginin sonucudur.”
Descartes (1596–1650) ise, Orta Çağ skolastiğinden modern bilime geçişin eşiğinde
kesin bilginin temellerini arar.
Her şeyden şüphe eder, ama bir şeyden edemez:
şüphe eden özne.
“Cogito ergo sum — Düşünüyorum, öyleyse varım.”
Mâturîdî’de akıl, imanın delilidir.
Descartes’ta şüphe, aklın delilidir.
İkisinin yolu farklıdır, ama hedef aynıdır:
kesinlik.
“Hakikate giden yol, aklın idraki ve vahyin rehberliğidir.”
Mâturîdî’ye göre kesin bilgi (yakîn), üç kaynaktan gelir:
- Duyular – dış dünyanın bilgisi
- Aklî çıkarım – düşünmenin bilgisi
- Haber-i sadık – güvenilir vahiy
Şüphe, insanı hakikate iter ama imanla sükûna erer.
“Aklın amacı, Allah’ın varlığını idraktir; kalbin görevi, onu tasdiktir.”
“Tüm bildiklerimden şüphe ederim; ta ki tartışılmaz bir hakikate varayım.”
Descartes, bilginin temellerini sarsarak
“kesin olanı” bulmak ister.
Duyular yanılabilir; gelenek aldatabilir.
Ama şüphe ederken var olduğumdan eminim:
“Cogito, ergo sum.”
Bu noktadan yola çıkarak,
Tanrı’nın varlığını akılla ispatlar:
Tanrı, “kusursuz varlık” fikridir ve böyle bir fikir, ancak o varlık tarafından zihne yerleştirilebilir.
Mâturîdî, imanla Tanrı’ya;
Descartes, Tanrı’yla imana ulaşır.
Tema | İmam Mâturîdî | René Descartes |
Tanrı’nın bilinmesi | Akıl + vahiy ile zorunludur | Akılla zorunluluğu gösterilebilir |
Tanrı’nın rolü | Yaratıcı, düzenin ve hikmetin sahibi | Bilginin garantörü |
İnanç türü | Kesin iman (yakîn) | Rasyonel iman (intelektüel tasdik) |
Delil | Kozmolojik ve teolojik | Ontolojik ve rasyonel |
Evrenin düzeni O’nun varlığının delilidir.
“Her şey O’nun varlığına işaret eder; fakat O hiçbir şeye benzemez.”
Descartes’in Tanrısı, düşüncenin garantörüdür.
Tanrı yanılmaz bir varlık olduğu için
O’nun yarattığı zihin de doğru düşündüğünde yanılmaz.
Mâturîdî: “Tanrı hikmetin sahibidir.”
Descartes: “Tanrı hakikatin garantörüdür.”
Mâturîdî’ye göre akıl, imanın kapısıdır.
“Vahyin anlaşılması akıl iledir; akıl, vahyin muhatabıdır.”
İnsanın sorumluluğu, bu yüzden aklını kullanmaktır.
İnanç, “bilmeme” değil, “bilerek inanma”dır.
Descartes için akıl, tek güvenilir yetidir.
O, vahyi değil, sezgisel kesinliği (intuitus mentis) merkeze alır.
Ancak akıl, Tanrı’nın yarattığı bir güç olduğu için
Tanrı’yı düşünmek, aklın doğasına uygundur.
Mâturîdî: Akıl = vahyin tefsiri
Descartes: Akıl = hakikatin temeli
Mâturîdî, şüpheyi imanın öncesi sayar.
“Hakikat, tefekkürle aranır; şüphe, tefekkürün kıvılcımıdır.”
Ama iman, kalbin huzuruyla tamamlanır —
şüphe, sükûnete dönüşür.
Descartes için şüphe, bilginin temelidir.
O, şüphenin içinde kalır ama oradan çıkarak
“kesin aklî bilgiye” ulaşır.
Şüphe burada iman değil, kesinliğe giden araçtır.
Mâturîdî: “Şüphe, huzurla biter.”
Descartes: “Şüphe, hakikatle biter.”
Her ikisinde de şüphe arınmadır.
Mâturîdî üç bilgi kaynağı kabul eder:
- Hissî bilgi (duyular)
- Aklî bilgi (mantık ve çıkarım)
- Sem‘î bilgi (vahiy)
Descartes iki kaynağı kabul eder:
- Duyular (ama güvenilmez)
- Zihin (açık ve seçik düşünce)
Descartes’inki metodiktir.
Biri kalbi ve vahyi akılla uzlaştırır,
diğeri aklı tek ölçü yapar.
- Mâturîdî: İman, aklın ışığıyla güçlenir; Tanrı’yı bilmek mümkündür.
- Descartes: Bilgi, şüphenin ışığıyla aydınlanır; Tanrı’yı düşünmek zorunludur.
- Mâturîdî: Akıl, vahyin hizmetindedir.
- Descartes: Akıl, hakikatin ölçüsüdür.
“Kesin bilgi, zihnin değil; bilincin aydınlanmasıdır.”
Doğu, imanla aydınlanmış aklı,
Batı, akılla aydınlanmış imanı kurar.
Ve sonunda aynı noktaya gelirler:
Hakikat, hem aklın hem kalbin nurudur.