floidereal
Değerli Üye
“İnsan, ne melektir ne hayvan; ama hangi tarafa yöneleceğine her an kendisi karar verir.” – Aliya İzzetbegoviç, Doğu ve Batı Arasında İslam
“Felsefe, varoluşun sınırlarında başlayan bir çabadır.” – Karl Jaspers, Felsefe Nedir?
Aliya İzzetbegoviç (1925–2003), 20. yüzyılın en derin “ahlakî varoluş” düşünürlerindendir.
O, İslam’ı bir medeniyet değil, bir insan anlayışı olarak yorumlar:
“İslam, insanın hem göğe hem toprağa ait olduğunu hatırlatır.”
Karl Jaspers (1883–1969), Alman varoluşçuluğunun en insancıl filozofudur.
Felsefesi “sınır durumları” (Grenzsituationen) üzerine kuruludur — ölüm, suç, acı, mücadele.
“İnsan, çaresizliğinde kendini bulur.”
Aliya’da tarih vicdanın sahnesi,
Jaspers’ta tarih sorumluluğun sınavıdır.
“İnsanın iki tabiatı vardır: bedensel ve ruhsal.
Biri topraktan, diğeri Tanrı’dandır.”
İnsanı sadece biyolojik ya da metafizik bir varlık olarak görmek eksiktir.
İslam, bu iki yönü birlikte kavrayan tek dünya görüşüdür.
“İnsan, ne tamamen maddîdir ne tamamen manevî;
bu yüzden hem bilime hem dine muhtaçtır.”
İnsan, özgürlüğüyle Tanrı’ya yönelir;
ama bu yönelişin özü sorumluluktur.
“Varoluş, kendisini sorumlulukta açar.”
İnsan, kendi varoluşunu seçen varlıktır.
Onu insan yapan, içinde bulunduğu koşullara rağmen özgürce karar verebilmesidir.
Ama bu özgürlük, yalnızca sorumlulukla anlam kazanır.
“Özgürlük, Tanrı’nın sessizliğinde başlar.”
Jaspers’ta iman, kör inanç değil;
varoluşsal güvendir — insanın kendi anlamını bulma cesareti.
Aliya “insanın ahlakî sınavı”ndan,
Jaspers “insanın varoluşsal sınavı”ndan bahseder.
Tema | Aliya İzzetbegoviç | Karl Jaspers |
Tanrı | Ahlakın kaynağı, özgürlüğün temeli | Transandantal gerçeklik, varoluşun ufku |
İnanç | Ahlakî yöneliş, bilincin bütünlüğü | Umutsuzluğa karşı içsel tutarlılık |
Düşünce | Din ile aklın uzlaşması | Bilinemezlik içinde iman |
Amaç | İnsanî bütünlük | Otantik varoluş |
“Tanrı, kalpte konuşur; ama insan, kulaklarını kapatır.”
Jaspers’ın Tanrısı “felsefî bir ufuk”tur:
“Tanrı’yı kavramak imkânsızdır; ama onsuz yaşamak da imkânsız.”
Aliya’da iman → eyleme dönüşen ahlak,
Jaspers’ta iman → düşünceye dönüşen bilinçtir.
Aliya’ya göre tarih, ahlakî bir imtihan alanıdır.
“Tarih, insanın kendini nasıl kullandığını gösterir.”
O, savaşın ve zulmün tanığı olarak, insanın kötülüğe meyline rağmen
“ahlakî sorumluluğun” terk edilmemesi gerektiğini savunur.
“İnsan, adalet için savaşmadığı sürece, kendi insanlığını kaybeder.”
Jaspers ise II. Dünya Savaşı sonrası “suçun felsefesini” kurar.
“Suçun dört türü vardır: cezai, siyasi, ahlaki ve metafizik.”
Toplum, özellikle metafizik suç karşısında (başkalarının acısına kayıtsızlık),
kendi insanlığını sorgulamak zorundadır.
Aliya: “Susmak da suçtur.”
Jaspers: “Bilmemek, suçtur.”
Aliya:
“Özgürlük, sorumluluğun kardeşidir;
biri olmadan diğeri yozlaşır.”
İnsan, ahlaksız özgürlükte değil;
vicdanlı tercihte insan olur.
Özgürlük, sadece seçim değil, sorumlulukla sınırlı bilinçtir.
Jaspers:
“İnsan, özgürlüğünü bilincin sınırında yaşar.”
Ahlak, dıştan gelen bir emir değil, içsel farkındalıktır.
Gerçek eylem, aklın değil;
vicdanın sesine kulak verildiğinde başlar.
Aliya:
“Bilim, neyin mümkün olduğunu; ahlak, neyin doğru olduğunu öğretir.”
Bilgi, vicdansızsa tehlikelidir.
O, İslam’ı “bilimle ruhun sentezi” olarak görür.
Jaspers:
“Felsefe, insanın bilme sınırlarını fark ettiği anda başlar.”
O da bilimin sınırlarını kabul eder;
ama bilimin ötesinde varoluşun anlamını arar.
Aliya’da felsefe → imanla tamamlanır.
Jaspers’ta iman → felsefenin eşiğinde başlar.
- Aliya İzzetbegoviç: İnsan, özgürlüğüyle Tanrı’ya dönen bir emanettir.
- Karl Jaspers: İnsan, sorumluluğuyla varoluşun bilincine ulaşır.
- Aliya: Ahlak, insanın en yüksek bilincidir.
- Jaspers: Ahlak, insanın varoluşsal yükümlülüğüdür.
- Aliya: İman, vicdanın fiilidir.
- Jaspers: İman, bilincin cesaretidir.
“İnsan, bilinciyle değil, vicdanıyla insan olur.”
Doğu, imanla anlamı,
Batı, sorumlulukla anlamı kurar.
Ve sonunda ikisi birleşir:
İnsan, hem Tanrı’ya hem tarihe karşı sorumludur.