floidereal
Değerli Üye
“Varlık, her an yeniden yaratılır.” – Molla Sadrâ, el-Esfârü’l-Erba‘a
“Varlık, var olanların içinde değil; onların açığa çıkışında gizlidir.” – Heidegger, Varlık ve Zaman (Sein und Zeit)
I. GİRİŞ: VARLIĞIN YENİDEN KEŞFİ
Molla Sadrâ (1571–1640), İslam düşüncesinde “Hikmetü’l-Müteâliye” (Yüce Hikmet) geleneğinin kurucusudur.
Felsefesinin temeli, “hareket-i cevheriyye” yani varlığın özsel hareketi kavramıdır.
Her şeyin özü, sabit değil; dinamik bir varoluş akışıdır.
Heidegger (1889–1976) ise Batı metafiziğini “varlığı unutmakla” suçlar.
Ona göre filozoflar hep var olanı incelemiş,
ama var olmayı — yani varlığın kendisini — ihmal etmiştir.
İkisi de varlığı yeniden düşünmeye çağırır:
Sadrâ, varlığın sürekli yaratılışını;
Heidegger, varlığın unutulmuş anlamını hatırlatır.
II. VARLIK ANLAYIŞI: HAREKET & AÇILIŞ
Molla Sadrâ: Varlığın Hareketi (Hareket-i Cevheriyye)
“Cevher, durağan değildir; varlık, daima yenilenir.”
Sadrâ’ya göre evrende hiçbir şey sabit değildir.
Varlık, özü gereği sürekli bir oluş hâlindedir.
Madde, ruh, akıl — hepsi aynı varlık akışının farklı yoğunluklarıdır.
Bu yüzden zaman, bir ölçü değil; varlığın hareket tarzıdır.
Yaratılış her an yeniden olur:
“Her an yeni bir yaratış içindedir.” (Kur’an 55:29)
Bu anlayış, hem teolojik hem ontolojik bir devrimdir:
Varlık, Tanrı’nın sürekli tecellisidir.
Heidegger: Varlığın Açığa Çıkışı (Aletheia)
“Varlık, bir olaydır; kendini açar ve gizler.”
Heidegger’e göre “var olmak”, bir açılma (Entbergen) sürecidir.
Varlık, sabit bir öz değil; bir ortaya çıkma biçimidir.
İnsanın görevi, bu “açığa çıkışı” fark etmektir.
Ancak modern çağ, varlığı teknik nesneler düzeyine indirgemiştir.
Artık hiçbir şey “var” olmuyor — sadece “işliyor.”
Bu nedenle Heidegger’in çağrısı:
“Varlığı yeniden düşün, çünkü varlığın sessizliğinde insan kayboldu.”
III. TANRI VE ONTOLOJİ
Sadrâ’da Tanrı **“Vücûd’un mutlak hakikati”**dir;
her şey O’ndan var olur, O’na döner.
Heidegger’de Tanrı felsefenin dışına alınır —
ama yerine “Varlık” geçer:
metafizik Tanrı değil, varlığın gizli anlamı kutsallaşır.
Her ikisi de Tanrı’yı değil, varoluşun derinliğini konu eder.
IV. İNSAN: RUH VE VAROLUŞUN YERİ
Molla Sadrâ’ya göre insan, “madde ile mananın buluştuğu” varlıktır.
Ruh, doğumdan itibaren varlık mertebelerinde yükselir —
madde seviyesinden aklî varoluşa kadar.
“Ruh, bedende doğar ama akılda yeniden dirilir.”
Heidegger’de insan (Dasein),
“varlığın anlamını sorabilen tek varlıktır.”
“Dasein, varlıkla ilgili olarak var olandır.”
Her iki düşünür de insanı “varlığın merkezi” yapar;
ama Sadrâ’da bu merkez teolojik,
Heidegger’de ontolojik bir bilinçtir.
V. ZAMAN VE VAROLUŞUN AKIŞI
Sadrâ’da zaman, varlığın akış biçimidir.
Her “an”, bir yaratılışın yeniden doğuşudur.
Bu yüzden varlık “hareketle kaim”dir.
Heidegger’de zaman, varlığın iç yapısıdır.
Varlık zamansaldır; geçmiş, şimdi ve gelecek
birlikte “olma”nın dokusunu oluşturur.
Sadrâ “her an yeniden varlık” derken,
Heidegger “her varlık zamansal bir açılım” der.
Biri Tanrı’nın eylemini,
diğeri insanın bilincini merkeze alır.
VI. BİLGİ VE SEZGİ
Sadrâ’da bilgi, varlığın bir hâlidir.
“Bilmek, varlığın aynası olmaktır.”
Bilgi, kavram değil; varoluşsal bir birliktir.
Bu, “ilm-i huzurî” — doğrudan sezgisel bilme anlayışıdır.
Heidegger’de de bilgi, temsil değil;
açığa çıkma sürecidir.
“Hakikat, gizlenmiş olanın açılmasıdır.” (Aletheia)
Sadrâ’da bilmek = Tanrı’yla birleşmek,
Heidegger’de bilmek = Varlığı işitmek.
VII. METAFİZİK ELEŞTİRİSİ
Molla Sadrâ, Aristoteles ve İbn Sînâ geleneğini aşarak
“mahiyet merkezli felsefeden varlık merkezli felsefeye” geçmiştir.
“Varlık, mahiyetten öncedir.”
Heidegger de Batı metafiziğini aynı sebeple eleştirir:
“Metafizik, varlığın unutulmasıdır.”
O da “Varlık, özden önce gelir” der (varoluşçuluğun öncülüdür).
Sadrâ: Varlık Tanrı’nın parıltısıdır.
Heidegger: Varlık, insanın önünde açılan bir gizdir.
İkisi aynı yöne bakar, ama biri dua ederken diğeri düşünür.
VIII. SONUÇ: VARLIĞIN HAREKETİ VE HAKİKATİN ZUHURU
“Varlık, durağan değil; yaşayan bir hakikattir.”
Doğu, varlığı yaratılışın sürekliliği,
Batı, varlığı açıklığın sürekliliği olarak görür.
Ve sonunda birleşirler:
Hakikat, her an yeniden doğar — varlık, akıştır.
“Varlık, var olanların içinde değil; onların açığa çıkışında gizlidir.” – Heidegger, Varlık ve Zaman (Sein und Zeit)
Molla Sadrâ (1571–1640), İslam düşüncesinde “Hikmetü’l-Müteâliye” (Yüce Hikmet) geleneğinin kurucusudur.
Felsefesinin temeli, “hareket-i cevheriyye” yani varlığın özsel hareketi kavramıdır.
Her şeyin özü, sabit değil; dinamik bir varoluş akışıdır.
Heidegger (1889–1976) ise Batı metafiziğini “varlığı unutmakla” suçlar.
Ona göre filozoflar hep var olanı incelemiş,
ama var olmayı — yani varlığın kendisini — ihmal etmiştir.
İkisi de varlığı yeniden düşünmeye çağırır:
Sadrâ, varlığın sürekli yaratılışını;
Heidegger, varlığın unutulmuş anlamını hatırlatır.
“Cevher, durağan değildir; varlık, daima yenilenir.”
Sadrâ’ya göre evrende hiçbir şey sabit değildir.
Varlık, özü gereği sürekli bir oluş hâlindedir.
Madde, ruh, akıl — hepsi aynı varlık akışının farklı yoğunluklarıdır.
Bu yüzden zaman, bir ölçü değil; varlığın hareket tarzıdır.
Yaratılış her an yeniden olur:
“Her an yeni bir yaratış içindedir.” (Kur’an 55:29)
Bu anlayış, hem teolojik hem ontolojik bir devrimdir:
Varlık, Tanrı’nın sürekli tecellisidir.
“Varlık, bir olaydır; kendini açar ve gizler.”
Heidegger’e göre “var olmak”, bir açılma (Entbergen) sürecidir.
Varlık, sabit bir öz değil; bir ortaya çıkma biçimidir.
İnsanın görevi, bu “açığa çıkışı” fark etmektir.
Ancak modern çağ, varlığı teknik nesneler düzeyine indirgemiştir.
Artık hiçbir şey “var” olmuyor — sadece “işliyor.”
Bu nedenle Heidegger’in çağrısı:
“Varlığı yeniden düşün, çünkü varlığın sessizliğinde insan kayboldu.”
Tema | Molla Sadrâ | Heidegger |
Tanrı | Varlığın Mutlak Kaynağı | Metafizik Tanrı anlayışına eleştirel mesafe |
Varlık | Tanrı’dan taşan tecellî | Kendisini açan bir hakikat |
İnsanın konumu | Varlığın aynası | Varlığın bekçisi (Hüter des Seins) |
Zaman | Sürekli yaratılışın akışı | Varlığın zamansal boyutu (Zeitlichkeit) |
her şey O’ndan var olur, O’na döner.
Heidegger’de Tanrı felsefenin dışına alınır —
ama yerine “Varlık” geçer:
metafizik Tanrı değil, varlığın gizli anlamı kutsallaşır.
Her ikisi de Tanrı’yı değil, varoluşun derinliğini konu eder.
Molla Sadrâ’ya göre insan, “madde ile mananın buluştuğu” varlıktır.
Ruh, doğumdan itibaren varlık mertebelerinde yükselir —
madde seviyesinden aklî varoluşa kadar.
“Ruh, bedende doğar ama akılda yeniden dirilir.”
Heidegger’de insan (Dasein),
“varlığın anlamını sorabilen tek varlıktır.”
“Dasein, varlıkla ilgili olarak var olandır.”
Her iki düşünür de insanı “varlığın merkezi” yapar;
ama Sadrâ’da bu merkez teolojik,
Heidegger’de ontolojik bir bilinçtir.
Sadrâ’da zaman, varlığın akış biçimidir.
Her “an”, bir yaratılışın yeniden doğuşudur.
Bu yüzden varlık “hareketle kaim”dir.
Heidegger’de zaman, varlığın iç yapısıdır.
Varlık zamansaldır; geçmiş, şimdi ve gelecek
birlikte “olma”nın dokusunu oluşturur.
Sadrâ “her an yeniden varlık” derken,
Heidegger “her varlık zamansal bir açılım” der.
Biri Tanrı’nın eylemini,
diğeri insanın bilincini merkeze alır.
Sadrâ’da bilgi, varlığın bir hâlidir.
“Bilmek, varlığın aynası olmaktır.”
Bilgi, kavram değil; varoluşsal bir birliktir.
Bu, “ilm-i huzurî” — doğrudan sezgisel bilme anlayışıdır.
Heidegger’de de bilgi, temsil değil;
açığa çıkma sürecidir.
“Hakikat, gizlenmiş olanın açılmasıdır.” (Aletheia)
Sadrâ’da bilmek = Tanrı’yla birleşmek,
Heidegger’de bilmek = Varlığı işitmek.
Molla Sadrâ, Aristoteles ve İbn Sînâ geleneğini aşarak
“mahiyet merkezli felsefeden varlık merkezli felsefeye” geçmiştir.
“Varlık, mahiyetten öncedir.”
Heidegger de Batı metafiziğini aynı sebeple eleştirir:
“Metafizik, varlığın unutulmasıdır.”
O da “Varlık, özden önce gelir” der (varoluşçuluğun öncülüdür).
Sadrâ: Varlık Tanrı’nın parıltısıdır.
Heidegger: Varlık, insanın önünde açılan bir gizdir.
İkisi aynı yöne bakar, ama biri dua ederken diğeri düşünür.
- Molla Sadrâ: Varlık, her an yeniden yaratılan bir hareket.
- Heidegger: Varlık, her an yeniden açılan bir anlam.
- Sadrâ: Tanrı, varlığın kaynağı.
- Heidegger: Varlık, insanın karşısında bir sır.
“Varlık, durağan değil; yaşayan bir hakikattir.”
Doğu, varlığı yaratılışın sürekliliği,
Batı, varlığı açıklığın sürekliliği olarak görür.
Ve sonunda birleşirler:
Hakikat, her an yeniden doğar — varlık, akıştır.