SDG’nin Tasfiyesi Sonrası Güvenlik, Etki Alanları ve Jeopolitik Vizyon

SDG’nin İsrail ve ABD desteğiyle inşa ettiği silahlı otonomi projesi, Suriye sahasında aldığı ağır hezimet ile stratejik olarak çöktü. Bu yenilgi, yalnızca askerî değil; siyasal, sosyolojik ve jeopolitik sonuçlara gebe... Suriye, fiilen Türkiye’nin güney güvenlik mimarisinde bir uç beyi işlevini kesin olarak kazandı ve Türkiye’nin bölgesel aktörlüğü sahada kesinleşti. Bu gelişme, Türkiye’nin etki sahasının Orta Doğu’da İran–İsrail hattına, uzun vadede ise Ukrayna–Bosna eksenine uzanacağını gösterdi.

Stratejik Değerlendirme

SDG’nin yaşadığı ağır yenilgi, dış desteğe dayalı vekil yapıların sürdürülebilir olmadığını ortaya koymakta. Sivil katliamlar — geçmişte PKK’nın başvurduğu yöntem — askerî başarısızlığın ürettiği siyasal ve psikolojik krizin dışavurumu olarak okunmalı. Bu durum, örgüt–toplum ayrımını keskinleştirdi ve SDG/PKK hattını bölge halkları nezdinde dikkate alınamaz bir konuma itti.

Türkiye açısından bu tablo, yalnızca bir güvenlik kazanımı değil; oyun kurucu kapasitenin sahada teyidi oldu.

SWOT Analizi

Güçlü Yönler

  • Sahada sonuç üreten askerî kapasite
  • Suriye hattında derinleşen güvenlik mimarisi
  • Vekil örgütlerin tasfiyesiyle oluşan stratejik boşluk
  • Türkiye’nin kriz çözen ve denge kuran aktör olarak konumlanması

Zayıf Yönler

  • Uzun süreli angajmanın ekonomik ve diplomatik maliyeti
  • Çok katmanlı etki alanlarının yönetim zorluğu
  • Küresel güçlerle eş zamanlı denge ihtiyacı

Fırsatlar

  • İran–İsrail gerilim hattında dengeleyici rol
  • Orta Doğu’da fiilî egemenlik alanlarının yeniden tanımı
  • Balkanlar ve Karadeniz hattında tarihsel bağların aktive edilmesi
  • Ukrayna–Bosna arasında Osmanlı mirasına dayalı yumuşak gücün genişletilmesi

Tehditler

  • Büyük güçlerin (ABD, Rusya) denge bozucu hamleleri
  • İran’ın nüfuz alanlarını koruma refleksi
  • Tasfiye edilen yapıların farklı isim ve formlarla geri dönme ihtimali

Sosyolojik Bağlam

Silahlı otonomi projelerinin çöküşü, bölgede kimlik siyasetinin yerini istikrar ve güvenlik talebine bıraktı. Toplumsal meşruiyetini kaybeden silahlı yapılar, bundan sonra halklar nezdinde risk unsuru olarak algılanacak. Bu durum, Türkiye’yi yalnızca askerî değil, sosyolojik denge kurucu bir aktör hâline getirecek. Devlet kapasitesi ile toplum beklentisi arasındaki örtüşme, bu etkinin kalıcılığını artıracaktır.

Jeopolitik Manifesto: Yeni Etki Alanı

Önümüzdeki 30 yıl içinde, İran hariç Orta Doğu’da fiilî egemenlik ve etki alanlarının yeniden şekillenmesi kaçınılmaz. Türkiye, bu süreçte yalnızca güney hattında değil; İran–İsrail sınır hattına kadar uzanan bir denge alanı kuracak. Bu hat, askerî güçten ziyade güvenlik üretme, istikrar sağlama ve kriz yönetme kapasitesiyle şekillenecek.


Daha geniş perspektifte, Ukrayna’dan Bosna’ya uzanan tarihsel Osmanlı mirası, Balkanlar’ı da kapsayan yeni bir etki alanını devreye sokacaktır hiç şüphesiz. Bu vizyon, yayılmacı değil; tarihsel bağlar, kültürel derinlik ve jeopolitik sorumluluk üzerinden soft power olarak inşa edilecek. Türkiye, bu hat boyunca belirleyici bölgesel aktör rolünü pekiştirip küresel aktör olma yolunda ilk adımını atacaktır.

Sonuç

SDG’nin tasfiyesi, tekil bir askerî başarı değil; Türkiye merkezli yeni bir bölgesel düzenin başlangıcı olacak. Bu dönüşümün sosyolojik etkilerini ayrıca ve ayrıntılı biçimde ele almaya çalışacağım. Ayrıca Afrika'daki etki alanlarının genişlemesinin de dahil olduğu bir entegrasyon üzerine bir hazırlık yapacağım. Geniş bir çalışma olacak.
 
Geri
Üst